Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
2026-2027 eğitim öğretim yılı başında çocukların okula uyum sürecini kolaylaştırmak amacıyla kamu çalışanı velilere yönelik önemli bir düzenleme yapıldı. Ancak uygulamanın kamu işçileri açısından nasıl uygulanacağı konusunda bazı kamu kurum ve kuruluşlarında farklı değerlendirmelerin ortaya çıkması, kamu işçileri arasında rahatsızlığa neden oldu.
Cumhurbaşkanlığı tarafından kamu kurumlarına gönderilen yazıya göre; 7-11 Eylül 2026 tarihleri arasında okul öncesi, ilkokul 1. sınıf ve ortaokul 5. sınıfa başlayan öğrencilerin kamu çalışanı olan anne veya babasından birine, talep etmesi halinde öğrencinin ders saatlerine uygun şekilde günde 3 saati aşmamak üzere idari izin verilebilecek.
İzin; öğrencilerin uyum eğitimlerine ve aile katılım etkinliklerine velilerin katılabilmesini amaçlıyor.
Çocukların eğitim hayatlarının önemli geçiş dönemlerinde anne veya babalarının yanlarında bulunmasını kolaylaştıran bu uygulama son derece yerinde. Ancak uygulamanın sahadaki yorumunda kamu işçileri açısından bir belirsizlik yaşanıyor.
Kamu işçilerinden gelen bilgilere göre bazı kurum ve kuruluşlarda veya bazı idareler tarafından, düzenlemenin 4857 sayılı İş Kanunu’na tabi sürekli işçileri kapsamadığı yönünde değerlendirmeler yapılıyor.
Burada özellikle altını çizmek gerekiyor:
Tüm kamu kurumlarının kamu işçilerini kapsam dışında bıraktığını söylemek doğru değil.
Sorun, düzenlemenin kapsamının kamu işçileri yönünden yeterince açık olmaması nedeniyle bazı idarelerin yazıyı kamu işçilerini kapsam dışında bırakacak şekilde yorumlamasıdır.
Bu durum aynı düzenlemenin kurumdan kuruma, hatta idareden idareye farklı uygulanması riskini ortaya çıkarıyor.
Bir kamu kurumunda çalışan işçi bu imkândan yararlanabilirken başka bir kurumda çalışan işçinin “Siz işçisiniz, bu yazı sizi kapsamıyor” cevabıyla karşılaşması kabul edilebilir bir sonuç olmayacaktır.
Aynı kamu kurumunda çalışan iki anne veya babayı düşünelim.
Birisi 657 sayılı Kanun kapsamında memur veya sözleşmeli personel, diğeri 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında sürekli işçi.
Her ikisinin de çocuğu aynı gün ilkokul 1. sınıfa başlıyor. Her iki çocuk da aynı uyum sürecinden geçiyor ve anne veya babasının desteğine ihtiyaç duyuyor.
Anne veya babanın kamu kurumundaki istihdam statüsünün farklı olması, çocuğun ihtiyacını değiştirmiyor.
Dolayısıyla aileyi ve çocuğu merkeze alan böyle bir uygulamanın işçi-memur ayrımına dönüşmemesi gerekiyor.
Yakın dönemde kamu çalışanlarının aile hayatını ilgilendiren analık ve babalık izinlerinde işçi ile memur arasındaki farklılıkların giderilmesine yönelik önemli adımlar atılmışken, çocukların okula başladığı böylesine önemli bir dönemde yeni bir statü tartışmasının ortaya çıkması doğru olmayacaktır.
Bir kamu işçisinin çocuğunun ilk okul günündeki anne-baba ihtiyacı ile memurun çocuğunun ihtiyacı arasında fark bulunmuyor.
Bu nedenle konu yalnızca bir personel izni olarak değil, çocuğun okula uyumunu ve ailenin eğitim sürecine katılımını destekleyen sosyal bir uygulama olarak ele alınmalıdır.
Asıl çözülmesi gereken konu da burada ortaya çıkıyor.
Bir kurumun kamu işçilerini uygulamadan yararlandırması, başka bir kurumun ise aynı durumdaki işçiyi kapsam dışında değerlendirmesi kamu çalışanları arasında yeni bir uygulama farklılığı oluşturacaktır.
Bu nedenle konu kurumların veya idarecilerin farklı yorumlarına bırakılmamalıdır.
“Kamu çalışanı” ifadesinin 4857 sayılı İş Kanunu’na tabi kamu işçilerini kapsayıp kapsamadığı açık ve tereddüde yer bırakmayacak şekilde ortaya konulmalıdır.
Gerekirse ilgili kurumlara ek bir yazı gönderilerek uygulama birliği sağlanmalıdır.
Bu noktada kamu işçilerini temsil eden sendikalara önemli bir görev düşüyor.
İşçi sendikaları, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı başta olmak üzere ilgili mercilere resmî başvuruda bulunarak kamu işçilerinin durumunun açıklığa kavuşturulmasını istemelidir.
Özellikle kamu işçilerinin de bu uygulamadan yararlanabilmesi yönünde gerekli yazışmaların yapılması ve kurumlara açık bir bildirim gönderilmesi talep edilmelidir.
Üstelik bu girişimin 7 Eylül’den önce sonuçlandırılması büyük önem taşıyor.
Okullar açıldıktan sonra yapılacak bir açıklama, o tarihe kadar izin talebi reddedilmiş işçiler açısından yaşanan mağduriyeti ortadan kaldırmayacaktır.
Buradaki talep bütün kurumların kamu işçilerini kapsam dışında bıraktığı iddiasına dayanmıyor.
Tam tersine sorun, bazı kurum ve idarelerde kamu işçilerinin kapsam dışında değerlendirilmesi ve uygulamada birlik bulunmaması ihtimalidir.
Bu belirsizliğin giderilmesi hem kamu işçileri hem de idareler açısından faydalı olacaktır.
Çağrımız bu nedenle nettir:
7-11 Eylül 2026 tarihleri arasındaki uyum haftasında uygulanacak idari iznin kamu işçileri açısından kapsamı açıkça belirlenmeli; kurumdan kuruma değişen yorumların önüne geçilmeli ve kamu işçilerinin de bu imkândan yararlanabilmesi için gerekli düzenleme veya açıklama yapılmalıdır.
Başta kamu işçi sendikaları olmak üzere Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının okullar açılmadan önce konuya ilişkin girişimde bulunması bekleniyor.
Çocuğun okula başladığı ilk günlerde anne veya babasının yanında bulunabilmesi, çalışanın memur ya da işçi olmasına göre değişmemelidir.
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
Önemli haberleri bildirim olarak alın veya Kamu İşçileri sitesini cihazınıza uygulama gibi yükleyin.