Kamu İşçisi Bu Kez Sadece Zam Değil, Kalıcı Çözüm Bekliyor

Kamu İşçisi Bu Kez Sadece Zam Değil, Kalıcı Çözüm Bekliyor
Yayınlama: 15.09.2026
Düzenleme: 15.09.2026 10:47
A+
A-

Yaklaşık 600 bin kamu işçisini ilgilendirecek yeni Kamu Çerçeve Protokolü dönemi yaklaşırken gözler şimdiden 2027’ye çevrildi. 4/D sürekli işçiler, yeni dönemin yalnızca ücret artışlarının konuşulduğu bir pazarlık süreci olmasını istemiyor. Tayin ve nakil hakkından vergi yüküne, meslek kodlarından görev ve unvan sorunlarına kadar yıllardır çözülemeyen yapısal sorunların da KÇP masasına taşınması bekleniyor.

14 Eylül 2026 itibarıyla 2027 yılının başlamasına 108 gün kaldı.

Kamu işçilerini ilgilendirecek 2027-2028 Kamu Toplu İş Sözleşmeleri Çerçeve Protokolü için henüz resmî görüşme takvimi açıklanmış değil. Ancak geçmiş dönemlerde yaşanan uzun müzakere süreçleri dikkate alındığında sendikaların hazırlıklara şimdiden başlamasının önemi giderek artıyor.

Nitekim 2025-2026 dönemi KÇP için TÜRK-İŞ ve HAK-İŞ ortak teklifini 27 Şubat 2025 tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına sundu. Yaklaşık 600 bin kamu işçisini kapsayan protokol ancak 2 Ağustos 2025 tarihinde imzalanabildi. Başlangıç ile imza arasında yaklaşık beş ay geçti.

Bu nedenle kamu işçileri açısından soru artık yalnızca “2027’de ne kadar zam alınacak?” değil.

Asıl soru, yıllardır çözülemeyen sorunların yeni KÇP döneminde ne kadar güçlü şekilde masaya taşınacağı.

4/D işçilerin en büyük sorunlarından biri: Tayin ve nakil

696 sayılı KHK ile taşerondan sürekli işçi kadrosuna geçen yüz binlerce çalışan açısından yıllardır en fazla dile getirilen başlıklardan biri tayin ve nakil problemi oldu.

Sorunun boyutu öyle bir noktaya ulaştı ki 4/D statüsündeki işçilerin özellikle eş durumu nedeniyle tayin hakkı TBMM’de soru önergelerine ve Genel Kurul tartışmalarına konu oldu. TBMM kayıtlarında aileleri farklı illerde yaşayan, eşinin yanına gidemeyen ve aile birliğini sağlayamayan sürekli işçilerin yaşadığı mağduriyetler defalarca gündeme getirildi.

HAK-İŞ de 2025 KÇP teklifinin Bakanlığa sunulmasının ardından yaptığı açıklamada, 696 sayılı KHK ile kadroya geçen işçilerin tayin ve becayiş haklarının bulunmamasını açıkça çözüm bekleyen sorunlar arasında saymıştı. Meslek kodlarının düzenlenmesi talebi de aynı açıklamada dile getirilmişti.

Ancak 2025 KÇP sonrasında da bütün kamu işçilerini kapsayan ortak ve genel bir tayin sistemi oluşturulmadı.

Bugün ortaya çıkan tablo kurumdan kuruma değişiyor.

Örneğin Sağlık Bakanlığı 2026 yılında sürekli işçiler için iller arası yer değişikliği süreci yürüttü. Milli Eğitim Bakanlığı da sürekli işçiler için mazerete bağlı yer değiştirme uygulaması gerçekleştirdi. Buna karşılık tüm kamu kurumlarını ve bütün 4/D çalışanlarını kapsayan, açık şartlara bağlanmış ortak bir nakil ve becayiş sistemi bulunmuyor.

Dolayısıyla aynı statüdeki iki kamu işçisinden biri çalıştığı kurumun düzenlemesi sayesinde yer değişikliği imkânına kavuşabilirken başka bir kurumda çalışan işçi aynı imkândan yararlanamayabiliyor.

2027 KÇP öncesinde çözüm bekleyen temel meselelerden biri de bu kurumlar arası uygulama farklılığı.

Tayin sorununda 9 Aralık tarihi kritik

Tayin konusunda 2026 yılında çok önemli bir hukuki gelişme de yaşandı.

Anayasa Mahkemesi, 26 Kasım 2025 tarihli kararında 375 sayılı KHK’nin geçici 23’üncü maddesinde yer alan ve taşerondan sürekli işçi kadrosuna geçirilen çalışanların “çalıştırıldıkları teşkilat ve birimde” istihdam edilmelerini öngören ibareyi Anayasa’ya aykırı bularak iptal etti.

Karar 9 Mart 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı. İptal hükmü ise dokuz aylık ertelemenin ardından 9 Aralık 2026’da yürürlüğe girecek.

AYM kararının gerekçesi de dikkat çekici.

Mahkeme, iş ve kadro durumu elverişli olsa dahi işçilerin makul gerekçelere dayanan yer değişikliği taleplerinin değerlendirilmesini tamamen engelleyen mutlak sınırlamanın çalışanların korunmasına ilişkin anayasal yükümlülüklerle bağdaşmadığı sonucuna vardı.

Ancak karar, 4/D işçilere doğrudan ve koşulsuz şekilde “istediği ile tayin hakkı” vermiyor.

Asıl önem taşıyan nokta, yıllardır nakil taleplerinin önüne çıkarılan en önemli yasal engellerden birinin 9 Aralık’tan itibaren ortadan kalkacak olması.

Bu nedenle 2027 KÇP’nin en kritik başlıklarından birinin, AYM kararının ardından oluşacak yeni hukuki zemine uygun açık, objektif ve bütün kamu kurumlarında uygulanabilir bir yer değiştirme sistemi olması bekleniyor.

İşçilerin beklentisi ne?

Eş durumu, sağlık mazereti, engellilik, can güvenliği ve aile bütünlüğü gibi durumların açık hükümlerle düzenlenmesi; boş kadro ve iş gücü ihtiyacının bulunması halinde işçilerin il içi ve iller arası nakil taleplerinin değerlendirilmesi ve kurumdan kuruma değişmeyen ortak kriterlerin oluşturulması öne çıkan beklentiler arasında.

Aynı devlet, farklı haklar tartışması sürüyor

4/D sürekli işçilerin yaşadığı sorun yalnızca tayinden ibaret değil.

Kamuda işçi, memur ve sözleşmeli personelin kimi zaman aynı işyerinde hatta benzer görevlerde çalışmasına rağmen tabi oldukları mevzuat nedeniyle izinlerden tayine, kariyer imkânlarından sosyal haklara kadar önemli farklılıklar ortaya çıkıyor.

Bu durum geçmişte TBMM Genel Kurulunda da gündeme getirildi. Meclis görüşmelerinde aynı kurumda çalışan 4/A ve 4/D personelin farklı izin ve özlük haklarına tabi olması eleştirildi; 4857 sayılı İş Kanunu’na tabi kamu işçilerinin tayin, görevde yükselme ve benzeri haklarında yaşadığı sorunlara dikkat çekildi.

Özellikle üniversite mezunu olmasına veya yıllar içerisinde yeni mesleki yeterlilikler kazanmasına rağmen kadrosu ve meslek kodu değişmeyen sürekli işçiler açısından meslek kodu, görev tanımı, unvan ve kariyer sistemi yeni dönemde önemli talepler arasında yer alıyor.

Bu başlık 2025 KÇP hazırlıkları sırasında da sendikal tarafın gündemindeydi ancak sorun bütün kamu kurumları açısından ortak bir çözüme kavuşmuş değil.

Ücret kadar vergi de gündemde

Yeni KÇP döneminin en önemli ekonomik tartışmalarından biri ise gelir vergisi olacak.

Kamu işçisinin brüt ücretinde yıl içerisinde değişiklik olmamasına rağmen gelir vergisi diliminin yükselmesi nedeniyle net maaşın aşağıya doğru çekilmesi uzun süredir işçi kesiminin temel şikâyetlerinden biri.

Özellikle ücret, ikramiye ve ilave tediye ödemelerinin aynı dönemlere denk geldiği aylarda vergi matrahının hızla yükselmesi, çalışanların üst vergi dilimlerine daha erken girmesine yol açabiliyor.

Bu nedenle yeni dönem için yalnızca brüt ücret artışının değil, vergi yükünün net ücrete etkisinin de dikkate alınması yönünde güçlü bir beklenti bulunuyor.

2025’te talep yüksekti, sonuç farklı oldu

2025 KÇP görüşmelerine girilirken TÜRK-İŞ ile HAK-İŞ ortak teklifinde günlük en düşük brüt ücretin 1.800 liraya çıkarılması, ardından ilk altı ay için yüzde 50 artış ve yüzde 10 refah payı gibi talepler gündeme getirilmişti.

Nihai protokolde ise aylık brüt çıplak ücreti 42 bin liranın altında bulunan işçilerin ücretleri 42 bin liraya çekildi, diğer işçilere 1.200 lira seyyanen artış uygulandı.

Bunun ardından ücretlere 2025’in ilk altı ayında yüzde 24, ikinci altı ayında 1.500 lira seyyanen artışın ardından yüzde 11; 2026’nın ilk altı ayında yüzde 10 ve ikinci altı ayında yüzde 6 artış kararlaştırıldı. Enflasyon farkı oluşması halinde farkın ücretlere ilave edilmesi de protokole bağlandı.

Bu tablo 2027 görüşmeleri açısından da önemli.

Çünkü işçi tarafının başlangıç talepleri ile nihai KÇP arasında ciddi pazarlık yaşanabileceğini geçmiş dönem açık biçimde gösteriyor.

156 günlük süreç tekrar yaşanacak mı?

2025 döneminin en önemli eleştirilerinden biri görüşmelerin uzun sürmesi oldu.

Ortak teklif 27 Şubat’ta verilmesine rağmen KÇP’nin 2 Ağustos’ta imzalanması yaklaşık 156 günlük bir müzakere süreci anlamına geldi.

Üstelik çerçeve protokolün ardından kurum ve işyerlerindeki toplu iş sözleşmelerinin sonuçlandırılması da ayrı süreçler gerektirdi.

Kamu işçileri açısından ücret farklarının geriye dönük ödenmesi yaşanan bütün kaybı ortadan kaldırmıyor. Özellikle yüksek enflasyon döneminde aylar sonra alınan toplu fark ödemesinin, ücretin hak edildiği tarihteki satın alma gücünü aynı şekilde korumadığı yönündeki eleştiriler sürüyor.

Kamu işçileri alanında yayın yapan platformlarda da yeni KÇP hazırlıklarının mevcut protokolün sonuna bırakılmaması ve konfederasyonların şimdiden çalışmaya başlaması gerektiği yönünde çağrılar yapılmaya başlandı.

2027 KÇP sadece zam protokolü olmamalı

Kamu işçilerinin yeni dönemdeki beklentileri yalnızca zam yüzdesine indirgenemeyecek kadar geniş.

Ücretlerin enflasyon karşısında korunması, refah payı, taban ücret ve sosyal yardımların artırılmasının yanında;

tayin ve becayiş sisteminin kurulması, eş ve sağlık mazeretlerinin güvenceye alınması, kurumlar arasındaki uygulama farklılıklarının giderilmesi, meslek kodlarının fiilen yapılan işe uygun hale getirilmesi, görev ve unvan sorunlarının çözülmesi, gelir vergisinin net ücret üzerindeki etkisinin azaltılması, gece ve vardiyalı çalışmanın karşılığının güçlendirilmesi, kıdem ve hizmet yılı farklarının korunması ve sosyal hakların günün ekonomik şartlarına göre yeniden düzenlenmesi yeni KÇP’nin önündeki temel başlıklar olarak öne çıkıyor.

Özellikle 696 sayılı KHK ile kadroya geçen işçiler açısından 9 Aralık’ta yürürlüğe girecek Anayasa Mahkemesi kararı yeni bir dönemin kapısını aralıyor.

Bu nedenle 2027 KÇP masası, yalnızca “işçiye yüzde kaç zam verilecek?” sorusunun cevaplandığı bir masa olmamalı.

Yıllardır çözülemeyen 4/D sorunlarının da kalıcı biçimde ele alındığı bir çalışma hayatı reformuna dönüşmesi kamu işçilerinin en büyük beklentilerinden biri.

Geri sayım başladı

2027’ye 108 gün kaldı.

Henüz resmî KÇP takvimi açıklanmadı.

Ancak geçmişte yaklaşık beş ay süren görüşmeler, yeni dönem hazırlıklarının son ana bırakılmaması gerektiğini açık biçimde gösteriyor.

Kamu işçisinin beklentisi ise net:

Bu kez masaya yalnızca ücretler değil, yıllardır biriken sorunlar da gelsin. Tayin, aile birliği, vergi, meslek kodu, görev ve unvan sorunları bir sonraki döneme bırakılmasın.


kamuiscileri.org sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.