Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Kamuda yıllardır kesintisiz hizmet veren binlerce taşeron işçi, 696 sayılı KHK ile yapılan kadro düzenlemesinin dışında bırakıldı. Kamu kurumlarının asli ve sürekli hizmetlerini yerine getirmelerine rağmen bazı çalışanların yaklaşık 30 bin lira seviyesindeki ücretlerle, iş güvencesinden ve toplu iş sözleşmesi haklarından yoksun şekilde çalıştırıldığı belirtiliyor. İşçiler, kamu hizmeti üzerinden şirketlere kâr sağlanan mevcut sistemin sona erdirilmesini ve ayrım yapılmadan kadroya alınmayı talep ediyor.
24 Aralık 2017 tarihinde yayımlanan 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yaklaşık 900 bin taşeron işçi sürekli işçi kadrosuna geçirildi. Ancak düzenlemenin kapsamı, ihale türü ve işçilik maliyeti gibi teknik şartlara bağlandığı için binlerce çalışan kadronun dışında kaldı.
Kamu İktisadi Teşebbüslerinde çalışan taşeron işçiler, kiralık araç şoförleri, hastane bilgi işlem personeli, görüntüleme çalışanları, laboratuvar personeli, yemekhane ve sosyal tesis çalışanları başta olmak üzere çok sayıda işçi, aradan geçen sekiz yılı aşkın süreye rağmen kadro beklemeye devam ediyor.
Kadro dışında bırakılan çalışanların büyük bölümü, geçici veya dönemsel bir hizmet yürütmüyor. Bu işçiler yıllardır aynı kamu kurumlarında, aynı yöneticilerin talimatıyla ve kamu hizmetinin devamlılığını sağlayacak şekilde çalışıyor.
İhaleyi alan şirketler değişmesine rağmen çoğu zaman çalışan, görev yeri ve yapılan iş değişmiyor. Buna karşılık işçinin resmî işvereni kamu kurumu değil, hizmet alımı şirketi olarak gösteriliyor.
Bu sistem nedeniyle kamu kurumu, asli ve sürekli ihtiyacını özel şirketler üzerinden karşılamaya devam ederken işçiler;
mahrum bırakılıyor.
İşçiler, kamunun sürekli bir ihtiyacını karşılamalarına rağmen her ihale döneminde işsiz kalma endişesi yaşadıklarını belirtiyor.
Kadro dışında kalan taşeron işçilerin en önemli sorunlarından biri ücretlerin son derece düşük seviyelerde kalması.
Özellikle bazı kamu şoförleri ile hizmet alımı personelinin, ağır sorumluluklarına ve uzun çalışma saatlerine rağmen yaklaşık 30 bin lira seviyesindeki ücretlerle çalıştırıldığı ifade ediliyor.
Bu çalışanların önemli bir bölümü asgari ücretin yalnızca sınırlı miktarda üzerinde ücret alıyor. Buna karşılık kadrolu kamu işçilerinin yararlandığı toplu iş sözleşmesi zamlarından, ilave tediyelerden, ikramiyelerden, yemek ve sosyal yardım ödemelerinden faydalanamıyorlar.
Kamu kurumlarında aynı veya benzer işi yapan çalışanlar arasında yalnızca istihdam biçiminden kaynaklanan büyük ücret farkları ortaya çıkıyor.
Bir tarafta kadrolu kamu işçileri toplu iş sözleşmesi, tediye, ikramiye ve sosyal yardımlarla korunurken diğer tarafta taşeron işçiler düşük ücret, işten çıkarılma baskısı ve ihale belirsizliği altında çalışmaya devam ediyor.
Bu tablo, kamuda çalışma barışını zedelediği gibi “eşit işe eşit ücret” ilkesini de tartışmalı hale getiriyor.
Taşeron işçiler, kamu hizmetlerinin şirketler aracılığıyla yürütülmesinin kamuya gerçek anlamda bir tasarruf sağlamadığını savunuyor.
Kamu kurumu, ihale kapsamında yalnızca işçinin ücretini değil, şirketin yönetim giderlerini ve kâr payını da ödüyor. Ancak şirketlere ödenen bedelin yalnızca bir bölümü işçinin ücretine yansıyor.
Böylece kamu hizmetini fiilen yerine getiren çalışan düşük ücretle geçinmeye çalışırken, çalışanla kamu kurumu arasına giren yüklenici şirketler düzenli gelir ve kâr elde ediyor.
İşçiler, kamunun zaten bütçe ayırdığı bir hizmette aracı şirketlerin kârının korunmasına karşılık kendi ücretlerinin düşük tutulduğunu belirtiyor.
Taşeron çalışanlara göre mevcut sistem yalnızca bir istihdam biçimi değil, kamu kaynağının şirketlere aktarılmasına ve işçinin emeğinin ucuzlatılmasına dayanan bir düzen haline geldi.
696 sayılı KHK’nin dışında bırakılan grupların başında kamu kurumlarında şoförlü araç kiralama ihaleleri kapsamında çalışan şoförler geliyor.
Kamu şoförleri;
gibi kamu hizmetinin doğrudan yürütülmesini sağlayan görevleri yerine getiriyor.
Şoförlerin çalışma saatleri ve görev yerleri kamu yöneticileri tarafından belirleniyor. Kullanılacak güzergâh, taşınacak personel veya hizmet verilecek vatandaş, kamu kurumunun ihtiyaçlarına göre tespit ediliyor.
Buna rağmen işçiler kamu personeli olarak kabul edilmiyor; ihaleyi alan şirketin çalışanı olarak gösteriliyor.
Şoförlü araç kiralama ihalelerinde araç bedeli, yakıt, bakım, sigorta ve diğer giderlerin ihale maliyetine dahil edilmesi nedeniyle işçilik oranı yüzde 70’in altında kalabiliyor. Bu nedenle söz konusu ihaleler personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alımı sayılmadı ve şoförler 696 sayılı KHK kapsamına alınmadı.
İşçiler ise kadro hakkının yapılan işin niteliği yerine ihale dosyasındaki maliyet oranına bağlanmasının adaletsiz olduğunu ifade ediyor.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı kuruluşlarda çalışan taşeron şoförler, kadro dışında kalan gruplar arasında dikkat çekiyor.
Bu şoförler çocuk evleri, huzurevleri, engelli bakım merkezleri, kadın konukevleri, sosyal hizmet merkezleri ve il müdürlüklerinde kesintisiz kamu hizmeti yürütüyor.
Çocukların, yaşlıların, engellilerin, korunma ihtiyacı bulunan kişilerin ve kurum personelinin taşınması gibi önemli görevleri yerine getiren şoförler, zaman zaman gece saatlerinde, hafta sonlarında ve resmî tatillerde de çalıştırılıyor.
Görevlendirmeler Bakanlık yöneticileri tarafından yapılmasına, iş kamu kurumunun araç ve hizmet organizasyonu içinde yürütülmesine rağmen çalışanlar özel şirket personeli statüsünde tutuluyor.
ASHB’de çalışan taşeron şoförlerin bir bölümünün aylık ücretlerinin yaklaşık 30 bin lira seviyesinde kaldığı, fazla çalışma ve şehir dışı görevlendirme ücretleri konusunda da sorunlar yaşandığı ifade ediliyor.
Buna karşılık aynı kurumlarda çalışan kadrolu kamu işçileri toplu iş sözleşmesi zamlarından, ilave tediye, ikramiye ve sosyal yardımlardan yararlanabiliyor.
Taşeron işçiler tarafından açılan çeşitli davalarda, kamu kurumu ile hizmet alımı şirketi arasındaki ilişkinin muvazaalı olduğu ve işçinin başlangıçtan itibaren asıl işveren olan kamu kurumunun işçisi sayılması gerektiği yönünde kararlar verildi.
Yargıtay uygulamasında da alt işverenlik ilişkisinin muvazaalı olduğunun belirlenmesi halinde çalışanın başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılabileceği kabul ediliyor. Ancak bir işçinin asıl işveren işçisi kabul edilmesi, her durumda ve kendiliğinden toplu iş sözleşmesinin bütün haklarından yararlanacağı anlamına gelmiyor.
Toplu iş sözleşmesinden yararlanılabilmesi için görev yapılan iş kolu, sendika üyeliği veya dayanışma aidatı, üyeliğin işverene bildirilmesi ve toplu iş sözleşmesinin kapsamı gibi şartların ayrıca değerlendirilmesi gerekiyor. Yargıtay kararlarında da sendika üyeliğinin asıl işverene bildirilme tarihi, toplu iş sözleşmesinden yararlanma bakımından önem taşıyor.
ASHB’de çalışan taşeron kamu şoförleri bakımından da işçilerin kamu kuruluşunun asli işçisi olduğu yönündeki yargı tespitlerine rağmen, bu kararları bütün çalışanlar adına sonuç doğuracak örgütlü bir mücadeleye dönüştürecek etkili bir sendikal çalışmanın yürütülemediği belirtiliyor.
Bireysel olarak açılan ve kazanılan davalar yalnızca davanın tarafları bakımından sonuç doğurabiliyor. Aynı işi yapan diğer işçilerin haklardan yararlanabilmesi için yeni davalar açması veya sendikal örgütlenme yoluyla toplu bir süreç yürütmesi gerekebiliyor.
Bu nedenle yargı kararları önemli bir hukuki dayanak oluştursa da sendikal örgütlenme, yetki ve toplu iş sözleşmesi süreçleriyle desteklenmediği sürece sahadaki düşük ücret ve güvencesizlik devam ediyor.
Taşeron şoförler, sorunlarının yıllardır bilinmesine rağmen kendilerine gerçek anlamda sahip çıkan ve somut sonuç alacak bir sendikal çalışmanın yapılmadığını belirtiyor.
Çalışanların sendikalaşma girişimleri;
gibi nedenlerle güç kaybediyor.
İşçiler sendikaya üye olduklarında veya hak talep ettiklerinde yeni ihale döneminde işe alınmama endişesi yaşayabiliyor. Bu durum, Anayasa ve kanunlarla güvence altına alınan sendikalaşma hakkının fiilen kullanılmasını zorlaştırıyor.
Taşeronlaşmanın işçileri küçük şirketler ve farklı ihale dosyaları arasında parçalaması, aynı kamu kurumunda çalışanların ortak biçimde örgütlenmesini de engelliyor.
Akademik ve hukuki değerlendirmelerde de taşeron sisteminin iş gücü piyasasını parçaladığı, sendika ve toplu pazarlık haklarının kullanılmasını güçleştirdiği belirtiliyor.
Kamu şoförleri ve diğer taşeron işçiler sendikalaşarak toplu iş sözleşmesi yapmak istediklerinde çok aşamalı bir engelle karşılaşıyor.
Öncelikle işçilerin hangi iş kolunda bulunduğu konusunda uyuşmazlıklar çıkabiliyor. Ardından sendikanın işyeri veya işletme çoğunluğunu sağlayıp sağlamadığı tartışılıyor.
Şirketin ihaleyi kaybetmesi veya ticari unvanının değişmesi halinde yetki süreci kesintiye uğrayabiliyor. Aylar, hatta yıllar süren yetki davaları tamamlanmadan işveren şirket değişebiliyor.
Böylece işçilerin toplu iş sözleşmesine ulaşmak için gösterdiği çaba her ihale değişikliğinde yeniden başlamak zorunda kalıyor.
İşçiler, bu yapının tesadüfi olmadığını; taşeron sisteminin şirket değişiklikleri yoluyla sendikalaşmayı ve toplu sözleşme düzenini sürekli baltaladığını düşünüyor.
Sendikal örgütlenme sonuçlandırılamadığı için çalışanlar düşük ücretlere mahkûm ediliyor, düzenli ücret artışından ve sosyal haklardan yararlanamıyor.
Taşeron şoförler ile kadrolu kamu işçileri arasındaki ücret ve sosyal hak farkı giderek büyüyor.
Aynı kamu kurumunda görev yapan iki şoförden biri kadrolu olduğu için toplu iş sözleşmesi zammı, tediye, ikramiye ve sosyal yardımlardan yararlanabilirken, diğeri yalnızca asgari ücrete yakın bir ücret alabiliyor.
Her iki işçi de aynı yöneticiden görev alıyor, aynı aracı kullanıyor, aynı güzergâha gidiyor ve aynı kamu hizmetini yürütüyor.
Ancak birinin iş güvencesi ve toplu sözleşmesi bulunurken diğerinin geleceği, birkaç yıllık hatta bazı durumlarda daha kısa süreli hizmet alımı ihalesine bağlanıyor.
Bu ayrımın hukuki ve sosyal açıdan sürdürülebilir olmadığı belirtiliyor.
Kamu şoförlerinin tepkisini artıran konulardan biri, mülga Başbakanlık bünyesinde çalışan 113 şoförün özel düzenlemeyle sürekli işçi kadrosuna geçirilmesi oldu.
703 sayılı KHK sonrasında Başbakanlıkta çalışan şoförler farklı kamu kurumlarına dağıtılarak 4/D sürekli işçi statüsünde istihdam edildi.
Buna karşılık diğer bakanlıklarda ve kamu kurumlarında aynı işi yapan kiralık araç şoförleri düzenlemenin dışında bırakıldı.
TBMM gündemine de taşınan bu durumun, aynı işi yapan kamu şoförleri arasında kurum adına dayalı bir eşitsizlik oluşturduğu savunuldu.
Çalışanlar, Başbakanlık şoförleri için bulunan hukuki ve idari çözümün diğer kamu şoförlerine de uygulanmasını istiyor.
696 sayılı KHK’nin dışında kalan taşeronların kadro talebi 2026 yılında da Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemindeki yerini korudu.
Milletvekilleri tarafından Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına yöneltilen soru önergelerinde, kapsam dışında kalan işçi sayısı ve yeni bir kadro düzenlemesi yapılıp yapılmayacağı soruldu.
Ancak 6 Ağustos 2026 itibarıyla, kamu şoförleri, KİT taşeronları ve diğer kapsam dışı çalışanların tamamını sürekli işçi kadrosuna geçiren genel bir yasal düzenleme yürürlüğe girmiş değil.
Kadro bekleyen çalışanların sayısı konusunda ise farklı açıklamalar bulunuyor. Dönemin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin, Mayıs 2023’te yaptığı açıklamada yaklaşık 900 bin taşeron işçinin kadroya geçirildiğini, geriye yaklaşık 80 bin ila 100 bin arasında çalışanın kaldığını belirtmişti.
Sonraki dönemlerde yapılan açıklamalarda kapsam dışında kalan ve yeniden taşeron olarak çalıştırılanlarla birlikte sayının daha yüksek olabileceği ileri sürüldü.
Kadro dışında kalan işçiler, sorunun yalnızca ücret artışıyla çözülemeyeceğini belirtiyor.
Çalışanların temel talebi, kamuda asli ve sürekli işleri yapanların doğrudan kamu işçisi olarak istihdam edilmesi.
İşçiler yeni düzenlemenin;
ayrım yapılmadan kapsamasını istiyor.
İhale maliyetinin yüzde 70’inin işçilikten oluşması gibi teknik kriterlerin kaldırılması, fiilen yapılan işin niteliğinin ve hizmetin sürekliliğinin esas alınması talep ediliyor.
Kadro bekleyen kamu şoförleri ve diğer taşeron çalışanlar, yıllardır kamunun asli ve sürekli hizmetlerini yürüttüklerini vurguluyor.
Yargı kararlarına rağmen haklarına ulaşamayan, sendikal örgütlenmeleri şirket ve ihale değişiklikleriyle kesintiye uğratılan işçiler; düşük ücretlerle ve güvencesiz koşullarda çalışmaya devam ediyor.
Kamunun hizmet ihtiyacı sürekli olduğu halde işçinin istihdamının geçici ihalelere bağlanması kabul edilebilir bulunmuyor.
İşçilerin ortak çağrısı ise şöyle:
“Bizler geçici bir iş yapmıyoruz. Yıllardır aynı kamu kurumlarında, aynı görevleri yerine getiriyoruz. Yaklaşık 30 bin liralık ücretlere, ihale belirsizliğine ve şirketlerin insafına mahkûm edilmek istemiyoruz. Kamu kaynağı şirketlerin kârına değil, kamu hizmetini yerine getiren işçinin ücretine ve güvencesine ayrılsın. Kamuda asli ve sürekli işlerde çalışan bütün taşeron işçilere ayrım yapılmadan kadro verilsin.”
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
Önemli haberleri bildirim olarak alın veya Kamu İşçileri sitesini cihazınıza uygulama gibi yükleyin.